Yabancı Şirketlerin Türkiye’deki Alacaklarının İcra ve İflas Yoluyla Tahsili
Işık Hukuk Bürosu
5 saat önce
7 dakikada okunur

Giriş
Türkiye’de alacağı bulunan yabancı şirketler, Türk hukukunda öngörülen icra, dava ve geçici hukuki koruma yollarından yararlanabilir. Alacağın tahsilinde izlenecek yöntem; alacağın dayanağına, borçlunun itiraz edip etmemesine, alacağın bir mahkeme veya hakem kararına dayanıp dayanmadığına, borçlunun malvarlığına ve alacağın teminat altına alınmasının gerekip gerekmediğine göre değişir. Türkiye’de cebri icra sistemi esas olarak 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (“İİK”) kapsamında düzenlenmektedir. Yabancı alacaklılar bakımından 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (“MÖHUK”), yabancılık nedeniyle teminat ve yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi gibi konularda ayrıca önem taşımaktadır. Bu makalede yabancı şirketlerin Türkiye’deki ticari alacaklarını tahsil ederken başvurabilecekleri temel hukuki yollar ele alınmaktadır.
I. Tahsilat Stratejisinin Belirlenmesi
Türkiye’de tahsilat sürecine başlamadan önce alacağın ve borçlunun hukuki durumunun incelenmesi önemlidir.
Özellikle;
alacağın sözleşmeye, faturaya, cari hesaba, çek veya bonoya, mahkeme kararına ya da hakem kararına dayanıp dayanmadığı,
alacağın muaccel olup olmadığı,
zamanaşımı süresi,
sözleşmedeki yetkili mahkeme ve tahkim hükümleri,
uygulanacak hukuk,
borçlunun Türkiye’deki malvarlığı,
mevcut rehin ve teminatlar,
yabancı alacaklı bakımından teminat yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı
önceden değerlendirilmelidir.
Borçlunun tahsil kabiliyetinin sınırlı olduğu durumlarda uzun bir dava süreci sonunda alınacak kararın ekonomik değeri azalabileceğinden, hukuki sürecin başında tahsil kabiliyetinin değerlendirilmesi özellikle önem taşır.
II. İlamsız İcra Takibi
Ödeme Emri ve İtiraz
Mahkeme kararına dayanmayan ve para veya teminat alacağı niteliğindeki birçok alacak bakımından genel haciz yoluyla ilamsız icra takibi gündeme gelebilir. Takibin usulüne uygun şekilde başlatılması üzerine borçluya ödeme emri gönderilir. Borçlu, genel haciz yoluyla ilamsız takipte ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içerisinde borca veya imzaya itiraz edebilir. Süresinde yapılan geçerli itiraz takibi durdurur. Alacaklının takibe devam edebilmesi için borçlunun itirazını kanunda öngörülen yöntemlerden biriyle ortadan kaldırması gerekir.
III. İtirazın Kaldırılması ve İtirazın İptali
İtirazın Kaldırılması
Alacaklının İİK'da belirtilen nitelikte belgelere sahip olması halinde, kanunda öngörülen şartlar çerçevesinde icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını talep etmesi mümkün olabilir. İtirazın kaldırılması, genel mahkemede görülen bir alacak davasıyla aynı nitelikte değildir ve icra hukukuna özgü bir hukuki yoldur. Bu nedenle her alacak veya her belge bakımından itirazın kaldırılması yoluna başvurulamaz.
İtirazın İptali Davası
İİK m.67 kapsamında alacaklı, borçlunun itirazının kendisine tebliğinden itibaren bir yıl içerisinde itirazın iptali davası açabilir. Bu davada mahkeme alacağın varlığını genel hükümler çerçevesinde inceler. Alacaklının davayı kazanması halinde takip, mahkeme kararının sonucuna göre devam ettirilebilir.
IV. Ticari Uyuşmazlıklarda Dava Şartı Arabuluculuk
Ticari uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce zorunlu arabuluculuk hükümlerinin uygulanıp uygulanmadığı ayrıca değerlendirilmelidir. Türk Ticaret Kanunu m.5/A kapsamında, TTK m.4'te ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan konusu bir miktar para olan;
alacak,
tazminat,
itirazın iptali,
menfi tespit ve
istirdat davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.
Bu nedenle ticari nitelikteki bir itirazın iptali davası açılmadan önce zorunlu arabuluculuk sürecinin tamamlanması gerekir. İcra mahkemesinde başvurulan itirazın kaldırılması yolu ise bir dava niteliğinde olmadığından aynı kapsamda değerlendirilmez.
V. İcra İnkâr Tazminatı
İtirazın iptali davasında İİK m.67'de öngörülen şartların gerçekleşmesi halinde icra inkâr tazminatı gündeme gelebilir. Bu değerlendirmede alacağın likit olup olmadığı, borçlunun itirazının niteliği ve kanunda öngörülen diğer şartlar önem taşır. Dolayısıyla borçlunun her haksız itirazının otomatik olarak icra inkâr tazminatına yol açacağı kabul edilmemelidir. Kanuni şartların gerçekleşmesi halinde mahkeme, talep üzerine kanunda öngörülen orandan az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedebilir.
VI. İlâmlı İcra
Alacağın Türk mahkemesi kararına veya kanunen ilam niteliğinde kabul edilen bir belgeye dayanması halinde ilamlı icra gündeme gelebilir. İlamlı icrada borçluya icra emri gönderilir. İlamsız icradan farklı olarak borçlunun sıradan bir borca itiraz beyanı takibi kendiliğinden durdurmaz. İcranın durdurulması veya geri bırakılması ancak ilgili kanuni şartlar ve usuller çerçevesinde mümkündür.
VII. Yabancı Mahkeme Kararına Dayanan Alacaklar
Yabancı mahkeme kararının Türkiye’de doğrudan ilamlı icraya konulması kural olarak mümkün değildir. Kararın Türkiye’de icra edilebilir hale gelebilmesi için MÖHUK ve varsa Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmeler çerçevesinde tenfiz edilmesi gerekir.
MÖHUK m.54 kapsamında tenfizde başlıca;
karşılıklılık,
kararın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine giren bir konuda verilmemiş olması,
hükmün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmaması ve
savunma hakkına ilişkin şartların sağlanmış olması
incelenir. Türk mahkemesi tenfiz incelemesinde yabancı uyuşmazlığın esasını yeniden gören bir temyiz mercii gibi hareket etmez. Tenfizine karar verilen yabancı mahkeme ilamı, Türkiye’de Türk mahkemesinden verilmiş bir ilam gibi icra edilebilir.
VIII. Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve Tenfizi
Yabancı hakem kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizi bakımından 1958 tarihli Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve İcrası Hakkındaki New York Sözleşmesi büyük önem taşımaktadır. Türkiye New York Sözleşmesi'ne taraftır ve Sözleşme bakımından karşılıklılık ve ticari uyuşmazlık çekincelerinde bulunmuştur. Sözleşmenin uygulama alanına giren yabancı hakem kararları bakımından öncelikle New York Sözleşmesi hükümleri değerlendirilir. Sözleşmenin uygulama alanı dışında kalan durumlarda ise MÖHUK'un yabancı hakem kararlarının tenfizine ilişkin hükümleri gündeme gelebilir. Tanıma ve tenfizin reddi sebepleri sınırlıdır. Tahkim anlaşmasının geçersizliği, savunma hakkının ihlali, hakem kararının tahkim anlaşmasının kapsamını aşması, kararın henüz taraflar bakımından bağlayıcı hale gelmemiş veya yetkili makam tarafından iptal edilmiş olması, uyuşmazlığın Türk hukukuna göre tahkime elverişli olmaması ve kamu düzenine aykırılık bu değerlendirmede önem taşıyabilir.
IX. İhtiyati Haciz
İhtiyati haciz, para alacakları bakımından alacaklının ileride gerçekleştireceği cebri icranın güvence altına alınmasını amaçlayan geçici hukuki koruma tedbiridir.
Muaccel Alacaklarda
İİK m.257 uyarınca rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, kanundaki şartların bulunması halinde borçlunun taşınır ve taşınmaz malları ile üçüncü kişilerdeki alacak ve diğer haklarının ihtiyaten haczini talep edebilir.
Vadesi Gelmemiş Alacaklarda
Vadesi gelmemiş bir borç bakımından ihtiyati haciz ancak kanunda öngörülen özel hallerde talep edilebilir. Borçlunun belirli bir yerleşim yerinin bulunmaması veya borçlunun taahhütlerinden kurtulmak amacıyla malvarlığını gizlemeye, kaçırmaya ya da kendisinin kaçmaya hazırlanması gibi İİK m.257'de belirtilen durumlar buna örnek oluşturur.
İspat ve Mahkemenin İncelemesi
Alacaklı, alacağını ve gerektiğinde ihtiyati haciz sebeplerini mahkemeye kanaat getirecek delillerle ortaya koymalıdır. Mahkeme ihtiyati haciz talebi hakkında borçluyu dinleyerek veya şartların gerektirdiği durumlarda dinlemeksizin karar verebilir.
X. İhtiyati Hacizde Teminat
İİK m.259 uyarınca ihtiyati haciz isteyen alacaklı, haksız ihtiyati haciz nedeniyle borçlunun ve üçüncü kişilerin uğrayabileceği zararların karşılanması amacıyla kural olarak teminat göstermek zorundadır. Kanun belirli bir sabit teminat yüzdesi öngörmemektedir. Bu nedenle uygulamada karşılaşılan belirli oranların kanuni ve her olayda geçerli bir oran olduğu kabul edilmemelidir. Alacak bir ilama dayanıyorsa teminat aranmaz. Alacak ilam niteliğinde bir belgeye dayanıyorsa teminat gerekip gerekmediği mahkemenin takdirindedir.
XI. İhtiyati Haciz Sonrası Süreler
İhtiyati haciz kararı alınması tek başına tahsil sürecini tamamlamaz. İİK, ihtiyati haciz kararının icrası ve ihtiyati haczi tamamlayan esas takip veya davaya ilişkin kısa süreler öngörmektedir. Bu sürelerin kaçırılması ihtiyati haczin hukuki sonuçlarını kaybetmesine yol açabileceğinden, ihtiyati haciz sürecinin kararın alınmasından sonra da dikkatle takip edilmesi gerekir.
XII. İflas Yoluyla Takip
İflasa tabi bir borçlu bakımından, kanunda öngörülen şartların bulunması halinde iflas yoluyla takip gündeme gelebilir. İflas prosedürü genel haciz yoluyla takipten farklı sonuçlar doğurur ve borçlunun bütün malvarlığını ve alacaklılarını etkileyen kolektif bir takip mekanizmasıdır. İflas yoluna başvurulup başvurulamayacağı değerlendirilirken öncelikle borçlunun iflasa tabi kişilerden olup olmadığı, alacağın niteliği ve uygulanacak takip yolu incelenmelidir.
İflasta Yetki
İflas davalarında İİK'daki özel yetki hükümleri uygulanır. Bu nedenle ticari sözleşmede yabancı bir mahkemenin yetkili kılınmış olması, Türk hukukunda iflasa ilişkin özel ve kesin yetki düzenlemelerinin etkisini ortadan kaldırmaz. Sözleşmedeki yetki veya tahkim hükümlerinin alacağın esası ile iflas talebi üzerindeki etkisi ise somut uyuşmazlığın yapısına göre ayrıca değerlendirilmelidir.
XIII. Yabancı Alacaklıların Teminat Yükümlülüğü
Yabancı gerçek ve tüzel kişilerin Türkiye’de dava açması, davaya katılması veya icra takibinde bulunması bakımından MÖHUK m.48 özel bir teminat düzenlemesi içermektedir. Buna göre yabancı gerçek veya tüzel kişinin yargılama ve takip giderleri ile karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere teminat göstermesi kural olarak gerekebilir. Ancak bu yükümlülük mutlak değildir. MÖHUK m.48/2 uyarınca karşılıklılık bulunması halinde yabancı kişi teminattan muaf tutulabilir. Ayrıca Türkiye'nin taraf olduğu ve teminat muafiyeti sağlayan milletlerarası sözleşmeler de dikkate alınmalıdır. Bu nedenle “yabancı şirket Türkiye’de takip yapıyorsa mutlaka teminat yatırır” şeklinde genel bir sonuca varılmamalı; alacaklının tabiiyetindeki ülke ve uygulanabilir milletlerarası sözleşmeler somut olayda kontrol edilmelidir.
XIV. Yabancı Para Alacakları
Yabancı para cinsinden alacakların Türkiye’de talep ve takip edilmesinde Türk Borçlar Kanunu, İcra ve İflas Kanunu ve ilgili özel düzenlemeler birlikte değerlendirilmelidir. Sözleşmede aynen veya efektif ödeme şartının bulunup bulunmadığı, borcun niteliği, temerrüt tarihi, uygulanacak faiz ve takip talebinin nasıl formüle edildiği sonuç üzerinde etkili olabilir. Bu nedenle yabancı para alacaklarında takip başlatılmadan önce talep edilecek para birimi, kur tarihi ve faiz hesabının somut sözleşme kapsamında ayrıca incelenmesi gerekir.
XV. Faiz ve Temerrüt
Faizin başlangıç tarihi ve oranı, alacağın hukuki niteliğine ve taraflar arasındaki sözleşmeye göre değişebilir. Borç için belirli bir vade kararlaştırılmış olması halinde Türk Borçlar Kanunu ve uygulanabilir özel hükümler çerçevesinde borçlunun ayrıca ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşmesi mümkün olabilir. Belirli bir vade bulunmayan durumlarda ise temerrüdün oluşması için ihtar gerekebilir. Ticari işlerde ayrıca Türk Ticaret Kanunu ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümlerinin değerlendirilmesi gerekebilir.
XVI. Ceza Şikâyeti Tahsilat Yöntemi Değildir
Bir borcun ödenmemesi tek başına ceza sorumluluğu doğurmaz. Dolandırıcılık, belgede sahtecilik veya başka bir suçun unsurlarını oluşturan bağımsız fiillerin bulunması halinde ceza hukuku yolları ayrıca gündeme gelebilir. Ancak ceza şikâyeti, özel hukuk alacağının tahsili amacıyla kullanılan alternatif bir icra yöntemi değildir. Ceza hukukuna başvurulması ancak somut olayda suç şüphesini destekleyen maddi olgular bulunması halinde değerlendirilmelidir.
Sonuç
Yabancı şirketlerin Türkiye’deki alacaklarının tahsili, yalnızca icra takibinin başlatılmasından ibaret değildir. Alacağın hukuki dayanağı, borçlunun itiraz ihtimali, mevcut mahkeme veya hakem kararları, borçlunun malvarlığı, ihtiyati haciz imkânı, yabancı alacaklıya uygulanabilecek teminat yükümlülüğü ve tahsil kabiliyeti birlikte değerlendirilmelidir. Mahkeme kararına veya tenfiz edilmiş yabancı karara dayanan alacaklarla, henüz ilama bağlanmamış ticari alacakların takip stratejileri birbirinden farklıdır. Özellikle borçlunun malvarlığını elden çıkarma riskinin bulunduğu durumlarda ihtiyati haciz gibi geçici hukuki koruma araçlarının zamanında değerlendirilmesi önem taşıyabilir. Yabancı alacaklı bakımından ise MÖHUK m.48 kapsamındaki teminat yükümlülüğü ve muhtemel karşılıklılık veya milletlerarası sözleşme muafiyetlerinin takip başlamadan önce kontrol edilmesi, gereksiz zaman ve maliyet kaybının önlenmesi bakımından önemlidir.
Hukuki Dayanaklar ve Kaynaklar
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, m.5/A
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu
3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun
1958 tarihli Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve İcrası Hakkındaki New York Sözleşmesi
Adalet Bakanlığı, yabancıların teminat yatırma yükümlülüğüne ilişkin güncel açıklamaları
İlgili Yargıtay ve bölge adliye mahkemesi kararları



Yorumlar